Seçilmişler, Atanmışlar, Öpülmüşler ve Diğerleri…

Terapi derslerden birinde çok hoşuma giden bir metaforla karşılaşmıştım. Bir durum ve bu durum karşısındaki tutum ve davranışlarınızın sorgulandığı oldukça başarılı bir örnek.surprise-birthday-party-ideas-03 Durum şöyle; yorgun argın işten eve dönüyorsunuz. Kapıyı bir açıyorsunuz ki… Sürpriz… Doğum gününüz ve sizin için sürpriz bir doğum günü partisi hazırlanmış. Karşınızda; anneniz, babanız, kardeşleriniz, eşiniz ve çocuklarınız. Ve işte o müthiş soru. İlk kimi öpersiniz?

Cevaplar değişkenlik gösteriyor. Toplumsal öğretilerin arkasına sığınanlar (anamın babamın yanında eşimi nasıl öpeyim vs..), en son gördükleri süreyi sorgulayanlar (mesela kardeşiniz yurtdışından gelmiş ve en son bir yıl önce görmüş olabilirsiniz gibi.), çocukları olmayanlarda  olduğunu varsayalım dediğimizde çocuklarının o anki yaşlarını soranlar ve daha niceleri…

Siyasetle çok ilginiz olmasa da uzak kalamayacağınız bir ülke de yaşıyoruz. Siyasi görüşünüz ne olursa olsun bazı siyasilerin lüzumundan fazla konuştuğunu ve her ortamda karşımıza çıktığını söylersek fazla söylemiş olmayız sanırım. Bu siyasilerin konuşmalarındaki cürret ve özgüvenin arkasında yazının başında sorduğumuz sorunun cevabı gizli. Bu siyasiler seçilmiş kişilerdir.politician Onları oraya taşıyan bir çoğunluk var ve halka seçme şansı verildiğinde onlarca kişi arasından onları seçtiler. Bu durumda gelelim sorumuzun ideal cevabına. İlk öpmen gereken kişi eşindir. Çünkü az önce tanımladığımız kalabalıktaki herkes atanmış sadece bir kişi seçilmiştir. Çünkü saksı değildir o. En çok ona söz vereceksin, ilk onu öpeceksin. Anne ve baban sen dünyaya geldiğinde hatta ondan çok önce sana atanmış kişiler. Kardeşlerin ne yaparsa yapsın değiştiremezsin, görmezden gelemezsin. En çeldirici şık olarak çocukların hadisesine gelirsek. Çocuğun da sana atanmış kişidir. Bu esmer çıktı ben sarışın istiyordum diyemezsin, bakıma muhtaç olabilir, haylazın biri çıkabilir, tüm özellikleri ile benimsersin ve ömrünün sonuna kadar artısıyla eksisi ile kabul edersin. Eşin ise tamamen senin tercihindir. Sarışın istiyordum diyemezsin. o zaman sarışınını seçseydin derler, onunla ilgili değişkenlerin tamamı senin seçimindir. Hayatının bundan sonrasında bu sıfatı taşıması yada taşımaması da dahil her şey senin kararlarının kapsamı içindedir. Atanmışların eskisi olmaz. Eski annem, eski babam, eski kardeşlerim, eski çocuuklarım diyemezsin ama pekala eski eşim diyebilirsin. O senin zorunlulukların arasında değildir. Doğrusuyla yanlışıyla sen seçmişsindir. Aksini iddia ediyorsan bir yerde hata yapıyorsun. Görücü usülü, beşik kertmesi ve daha nicesi sorumluluklarını aldığın sürece karşısında durabileceğin, senin adına verilmiş kararlardır. Bu sorumluluklardan kaçınarak senin adına alınan kararlara itiraz etmediysen bu artık senin kararın demektir. Hepimizin bildiği güzel bir laz atasözü der ki; ya sevdiğini alacaksın, ya aldığını seveceksin (bu cümle tabi ki laz şivesi ile). Eğer seçilmişse söz sahibi olmak istemesini göz ardı edemezsin. Atanmışları susturabilirsin belki ama seçilmiş kişilerin haklı  çığlıklarını duymazdan gelemezsin. Aklında soru işareti kalmadan, tüm toplumsal yargılara kulak asmadan seçilmişini gönül rahatlığıyla öp canım kardeşim.

Seçilmiş Aileler

Hayatımızın hiçbir kısmında iki kişilik bir dünya kurma şansımız olmadı. Yanlış anlaşılmasın. bundan hiçbir zaman da şikayetçi olmadık. Tanıştığımız anda koskoca bir öğrenci topluluğunun üyeleriydik. Sonrasında öğrenci evleri ve altı kişilik tamamen seçilmiş üyelerden oluşan aileler.öğrenci evi  İnanın bazen bir aileden çok daha fazlası paylaşılır o öğrenci evlerinde. Dersten kaldığınızda, terk edildiğinizde, parasız kaldığınızda, çoğu yaşadığınız ilklerde hep o seçilmiş kardeşleriniz vardır yanınızda. Sonra şanslıysanız onlardan bazıları ile yollarınız tekrar kesişir. Ben o konu da çok şanslıyım. Emre ve Alper Tunga ile yollarımız çok kesişmese de bir telefon mesafesinde olduklarını bilmek çok güzel ve seçilmiş kardeşlerin rahatlığıyla hayatta adım atabilmenin güvenini bana hep yaşattılar. Burak Su hayatımın her anında arkadaş maskesinin altında saklı bir abilik ve yaşam koçluğu görevini hep sürdürdü. Kendi misyonundan oldukça fazla nasibini alanlardan biriyimdir. Benim gibi daha nicelerinin hayatına dokunmaya devam ettirdi. öğrenci sofrasıSerkan ise aramızda yaş farkı olmamasına rağmen kendini hep kardeşim olarak hissettirdi. Bir erkek kardeşim olmadı ama olsaydı ancak bu kadar hayatına dokunmama müsade ederdi ve kardeş olarak benim hayatımda varolabilirdi. Üniversitedeki ev arkadaşlarınızın kıymetini bilin, onlar sizin ilk seçilmiş aileleriniz.

hakkari
Hakkari

Okulun bitmesiyle Pınar Van’da çalışmaya başladı ben Ankara’daydım. Eş tayini için düğünden altı ay önce nikah yaptık. Evlilik yıldönümünü kutluyorduk hala ayrıydık. Sonrasında (Pınar’ın tam da Van’dan artık sıkıldığı zamanlarda) ben kura çektim ve Hakkari. Pınar’ın o çok sıkıldığı coğrafyaya kısa tatillerde stres atmak için gidiyorduk. Beraber çalıştığım bir bayan devre arkadaşım vardı Gülşah. Benim gibi tıpta uzmanlık sınavına hazırlanıyordu. Misafirhanelerin zorluğunu ve soğukluğunu Pınar da ben de oldukça iyi biliyorduk. Arkadaşıma bizimle kalmasını önerdik, bir odamızı ona tahsis ettik. Ve yine alışık olduğumuz seçilmişlerden oluşan aile ortamını kurduk. Oldukça eğlenceli ve unutamadığımız iki yıl geçirdik gönlümüzün sağ alt köşesi Hakkari’de.  Görevim icabı sık sık operasyonel birliklerle ailemden uzak kalsam da onlar iki genç bayan kurdukları öğrenci evinin huzuru içinde bırakıyordum. Hatta öyle ki Pınar’ın hamileliği boyunca benden çok faydası dokunmuştur Gülşah’ın. Yaz zamanı operasyonel birliklere izin verilmediğinden dolayı yaz tatillerini bile ikisi beraber planlıyorlardı. O artık bizim ailemizin küçük kızıydı. Hakkari’deki görevimizin bitmesinden bir gün sonra ailemizin yeni atanmış üyesi Sarper aramıza katıldı. Seçilmiş üyelerimizden Gülşah aramızdan ayrıldı.

Yeni bir bebeğin aileye gelmesiyle ilgili yüzlerce yazı yazılmıştır. Bu aile hayatınız için bir devrimdir ve artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Bizim henüz iki kişilik bir dünya inşa etme şansımız olmadığı için (ki tatillerimiz de dahil) hayatımızda çok önemli bir değişiklik olmadı. Gül annem (Pınar’ın annesi) ve Elif (Pınar’ın kardeşi) İstanbul’da geçirdiğimiz iki yıl boyunca bizimle beraberdi. Bizim evde kalan hiç kimse misafir ismiyle anılmaz. Biz her zaman ailenin yeni üyesi olarak hissederiz. Umarım öyle de hissettirebiliyoruzdur. Geniş bir aile konseptinde geçen iki yıllık İstanbul maceramızda benim tıpta uzmanlık sınavına hazırlık ile ilgili insan üstü yoğunlaşmam (ki benim için büyük, insanlık için küçük bir puan aldım, çok iyi bir puan olmadığının farkındayım ama sonuçta üç yıllık Ankara maceramı yaşama fırsatım olan aile hekimliği uzmanlığına yerleştim.) nedeniyle, aile içi haricinde bir hayat tahsis etmek de oldukça zorlandık.

Sınav sonuçlarının açıklanması ile yeni bir hayat ve yeni bir aile inşası için Ankara’ya taşındık. Burda geçirdiğimiz ilk yılımızda Gül annem ailemize dahildi. Elif’i iş ortamından dolayı İstanbul’da bırakmak zorunda kaldık. Ama Ankara’daki ailemiz bu kadardan ibaret değildi artık. Yan komşumuz olan Atalay ailesi ile bütünleşip geniş bir aile oluşturduk. Yeni ebeveyn figürlerimiz Mehmet Ali amca ve Emine teyze bizi hiçbir zaman bir komşu olarak görmedi. Direk ailelerine dahil etti. Çocukları İrfan abi Burcu, ve İbo yaşlarına göre kardeş sıralamamızda yerlerini aldı. Akşam yemekleri birleşti. Uzun yolculuklar sonrasında hedefe ulaştığınızı bildireceğiniz ebeveyn sayısı arttı. Sarper de kendi yaşına uygun üç kardeş sahibi oldu.  Atalay ailesinin en küçük üyeleri olan Kıraç, Ada ve Buğçe Sarper için unutamayacağı mahalle arkadaşlarından çok daha fazla beraber büyüdükleri kardeşler oldular.komşular

Karşı komşumuz olan Tiryaki ailesi… İki kişilik bir dünya inşa etmek ne demek ben onlardan öğreniyorum. Abilerimiz ve Ablalarımız oldular. Aradaki yaş farkının önemini yitirdiği ve kitaplarda hep okuduğum “aile dostumuz” lafının ne demek olduğunu anladığım Köksal ve Çiğdem çifti gösterdikleri yol, örnek hayat tarzları ve çiftler arası dengenin rol modelliğinde yıllar sonra nasıl bir çift olmamız gerektiğini bize her hareketlerinde ve aldıkları önemli kararlardaki duruşlarında öğrettiler. Mesleklerine yakışır bir şekilde hayatımızın her aşamasında ve insan olarak kültürel inşamız için oldukça fazla birikim oluşturmamızı sağladılar. Benim hayatımda eksik olan bir boşluk olan abi ve abla kavramlarını tüm detayları ile yaşattılar.

Ankara’daki ikinci yılımızda Olgun (Pınar’ın Kuzeni) eğitim durumundan dolayı ailemize katıldı. Bir yılın üzerinde bir birlikteliğimiz oldu. Ben iki kız kardeş sahibiyim, Pınar da öyle. Sarper feminen figürlerin ağır bastığı bir bebeklik geçirdi. Benim de sınav temposundan dolayı sorumluluklarımı aksatmam ile birlikte bu uçurumun derinleştiğini farkediyordum. Olgun’un en güzel yanı ailemize ve Sarper’e benden sonra ikinci bir erkek rol model oluşturdu. Bu ailemiz ve Sarper için oldukça önemliydi. Benim içinde erkek kardeş eksikliğimi kapatıp hayatına dokunma ve nasihat etme egomu tatmin etmeme olanak sağladı.IMG_20141214_213657 Sarper benim bütün arkadaşlarıma ismiyle hitap ederken ilk kez isminin sonuna abi sıfatı ekleme şerefini Olgun’a verdi.  Yüksek lisansının bitmesiyle ailemizden ayrılsa da mutlaka yine kesişecek yollarımız.

Seçilmiş kardeş çekirdek ailelerimiz var bi de. Yakın arkadaşların oluşturduğu çekirdek ailelerin birbiri ile ilgili etkileşimleri ve birbirilerine öğrettikleri hakkında daha farklı bir yazı var kafamda. O yüzden kardeş gibi yaşadığımız arkadaşlarımıza ve onların ailelerin hayatımıza kattıklarına yer vermedim bu yazıda.

Şu sıralar yeni bir tayin hazırlığındayız. Buradaki ailelerimizden uzaklaşacağız ve yeni aileler inşa etmeye gideceğiz. Söylemek istediğim dinamik ilişkilerden kuruludur aile. Birbirine anlamlandırılamaz ilişkilerle bağlıdır. Çoğu zaman akrabalık ilişkileri ile bağlansa da bazen bu ilişkilerin çok ötesine geçer. Kuzen ilişkisi kardeş ilişkisine evrilir, komşu ilişkisi abi, abla, yer yer anne ve baba sorumluluğu ile yer değiştirir. Yeni üyeleri tüm sorumlulukları ile olumlu ve olumsuz tüm getirileri ile dahil edersiniz ailenize. Onlar çünkü ailenin seçilmiş üyeleridir. Coğrafi yakınlık size yepyeni aileler kurmanıza fırsat verir. Hele ki her üç dört yılda bir yer değiştirme mecburiyeti sağlıyorsa mesleğiniz, bu fırsatları iyi değerlendirin. Yakınlaşmaktan korkmayın, ev anahatarlarınızın yedeklerini teslim ettiğiniz, çocuklarınızı emanet ettiğinizde sizden daha iyi bakacaklarına emin olduğunuz, çat kapı önlerinde bitebildiğiniz, rol yapmadan evinizdeki en doğal hallerinizle yanlarında var olabildiğiniz  yeni aileler inşa edin ve seçilmiş ailelerin gölgesinde yep yeni anılar ve insanlar biriktirin.

Nerede o eski bayramlar…(?)

şeker            Ramazan yaklaştığında oruç ile ilgili tartışmalar, cinsellik ile dini öğretilerin kesiştirilme çabaları, uzmanlar uyarıyor şeklinde ramazan süresince uyulması gereken diyet programları,  ve daha sayamadığım nice haberler hicri takvime bağımlı bir döngüsellikle her yıl karşımıza çıkar. Bayram zamanının yaklaşması ile bu sefer de nerde o eski bayramlar haberlerine maruz kalırız.  Eski örf adetlerden örneklerin verildiği, bayramların tatil değil de ailelerin bir araya geldiği özel günler olduğunun hatırlatıldığı yüzlerce paylaşıma rastladık sosyal medya da. Bu hicri takvime bağımlı döngüsellik  ile yeni kuşağın bayramları tatil olarak değerlendirme çabasında bir bağlantı olabilir mi?

harclik-    Her ailenin belli aralıklarla yaşadığı, kimi zaman çözmesinin bir hayli zaman aldığı krizleri mevcuttur. Bu krizlerin bayram ve benzeri tarihlerde toplandığını söylersek çok da haksız sayılmayız. Bu bayram kimin tarafına gidilecek? Eşimin annesi ile de konuşmuyoruz ama mecbur el öpmek lazım, ya o sırada ters bir laf söylerse, şu miras olayının konuşulması lazım abimlerle, vs.. Bu örneklere eminim sizde okurken yenilerini katıyorsunuz.

Bir de maddi kriz olayı var. Seksenlerde bankalar günümüzde olduğu gibi bol keseden kredi vermiyorlardı. Kredi kartı sistemi ile kimseye çaktırmadan borçlanma şansı da olmayınca ailelerin banka gibi kısa vadeli nakit ihtiyaçlarını karşılayan amcaları dayıları komşuları olurdu. Eminim siz de ailenizden bir isim geçirdiniz aklınızdan. Ve elalem denilen örgütün bir şey deme ihtimaline karşın bütün hayatlar kısıtlanırdı. Falanca amcaya borcu varken eve televizyon alınmaz, tatile gidilmez vs. Borcunu ödeyebilecek seviyeye gelene kadar ilgili amcaya ziyaret süreleri uzar ve mümkün olduğunca kaçınılmaya çalışılırdı. Bu durumdan kaçamayacağınız ve yüzleşme zorunda olduğunuz zamanlar malum bayram zamanları. Bu durumun anksiyetesi (kaygısı) döngüsel olarak her yıl tekrarlanırdı o zamanlar. Ve farkında olunmadan seksenlerin çocuklarına bu kriz beklentisi her bayram öncesinde hissettirildi. Anneler kız çocuklarına bayram temizliği adı altında tüm streslerini aktarırken, erkek çocuklarının yaramazlıklarına olan tahammül bayram yaklaştıkça azalırdı.

Krizleri teğet geçme isteği ne yazık ki sadece devletlerde olmuyor. Her birey kriz beklentisi olan zamanlardan kendini sakınmaya ve bu krizi teğet geçirebileceği alternatif planlara ya da bahanelere sığınıyor. Tüm çocukluğu bu hicri takvime göre döngüsel krizler ve kriz beklentisinin doğurduğu ailesel anksiyete bozuklukları arasında geçen bireylerden bahsediyoruz. Büyüyüp, hayatları ile ilgili kararları alabilme yeterliliğine kavuştuklarında, döngüsel krizlerin teğet geçmesi için kendilerince bir savunma ve korunma mekanizmasını devreye sokuyor olabilme ihtimalini aklımızın bir kenarında tutmalıyız. En kullanışlı savunma mekanizması vaktin de dar olduğunu öne sürerek alternatif tatil planlarının arkasına sığınmak olabilir.tatil

Kendi ebeveynlerinin anne ve babalarını mutlu etmek için ömürlerini feda ettiklerini gören bireyler, buna rağmen ebeveynlerinin hayallerindeki hayatı yaşayamadıklarını ve ellili yaşlarına geldiklerinde aslında o kadar da mutlu olmadıklarını fark ettiklerinde, o eski bayramların yaşanmasının bir aileyi mutlu etmek için yeterli olmadığını düşünüyor olabilir. Bir kuşak üstün mutluluğu tabi ki önemlidir. Onlara gerekli ilgiyi ve değeri hissettirmekten geri kalmadan ortak müştereklerde buluşmak imkansız değildir. Aile büyüklerinin haklı isteklerini karşılamaya çalışırken, yeni kurdukları ailenin mutluluğunu feda etmeden, şu an ki kuşağın mutluluk dengesinin de dahil edildiği yeni ve dengeli bayramlar geleceğin kuşağının yani bugünün çocuklarının bu hicri takvime bağımlı kriz beklentisinden kurtulmasına ve daha sağlıklı bayramlar yaşamasına faydası olabilir. Ama yine de krizleri ile sevinçleri ile, biriktirilen iyi ya da kötü hikayeleri ile, pek de haksız sayılmazsınız. “Nerede o eski bayramlar…”

“RÖLATİVİTE”

İlkokul 3. sınıf anılarımda kerat cetveli baş sırayı alır. carpim-tablosu_113369Matematikle bir daha sorun yaşamamış olma sebebim öğretmenimin bilemediğimizde elimize cetvelle vurmak kaydıyla ( ki elimiz mükemmel anlamına gelen işaret şeklinde parmak uçlarımızdan alırdık darbeyi) bütün çarpım tablosunu ezberletmesiydi. İki kişiyi kaldırırdı tahtaya birbirimize sordururdu ve bilemeyen malum cetvelli cezayı alırdı. karşı taraf bilemezse bi de vicdan tarafı var olayın.. Keşke daha basit sorsaydım, acaba 9×9 mu deseydim vs.. ( bu arada 5ler ve altındakiler ile 10lardan sormak yasaktı) Vicdan yapmaktansa dayak yemeyi tercih ederdim. Ben daha basit sorduğum için arkadaşımdan daha fazla düşündüğümden yada daha fazla hata yaptığımdan genelde kaybettim ama daha çabuk çarpım tablosunu öğrendim ve ömrüm boyunca daha vicdanlı oldum. Neyse ki bir yıl sonra tayin oldu öğretmenimiz ve parmaklarımız rahat bir nefes aldı. Tıp fakültesine geldiğimde staj sınavlarında sözlü sınav geleneği vardır. Kadın doğum stajında hoca içeri iki iki aldı bizi ve dedi ki “-arkadaşına soru sor.” bir an düşündüm ve dedim ki ben bu anı bir yerden hatırlıyorum.. Parmaklarımın ucu sızladı. Vicdanımla aramızdaki ufak hesaplaşma sonrası ne oldu dersiniz. Rölativiteden kaldım. Ama hala vicdanım rahat, yine olsa yine aynısını yapardım.  İlkokul 3 te de tıp fakültesi 4 te de.. O gün iki şey öğrendim, sen ne kadar büyürsen büyü vicdanlar hep çocuk kalıyor ve vicdanı daha rahat olan arkadaşlar genelde beni buluyor..

15.07.2012

Küme (s) Çalışmaları

4 ve 5. sınıf dendiği zaman hemen aklıma küme çalışmaları gelir. Yüz yüze bakan iki sıra ve 6 öğrenciden oluşan hayatımızın ilk ekip çalışmaları.. Bir A kümesi vardı ki ,çalışkan kızlardan oluşan, acayip kıskanırdık ve öğretmenimizin onları daha çok sevdiğinden yakınırdık. Her ay yeni bir dergi ve anlatılması için paylaşılan üniteler ve deneyler. KÜMEEğitim hayatımın en interaktif zamanlarıymış şimdi farkediyorum. Bir keresinde duyu organlarımızla ilgili bir ünitede bana göz düştü. Bir mezbaada saatlerce ineğin parçalanışını izledim ve bekledim. sonunda kasap amca ineğin kafasını parçaladı ve gözlerini bana verdi sağolsun. Bir kavanoz içinde gururla okula getirip sunumumuzda kullanmıştım. Araştırmacı gençlik.. 

horozBir seferinde de tavuklar ile ilgili bir ünitede dedemin bir tanıdığı olan veterinerin yanına gitmiştim. Bir röportaj edasıyla görüşme yaptığımızı sanıyordum ama amca bütün üniteyi dergidekinin aynısı olacak şekilde harfi harfine yazdırmış. Sadece ek olarak “kümeslerde bir horoza 10 tavuk düşer” diye bir cümle eklemiş yani resmen dalga geçmiş. Üniteyi anlatmaya başlayınca ben kendimi büyük işler yapmış sanıyorum. İlkokul öğrencisi olarak meslek grubundan birileri ile ropörtaj yaparak ünite anlatıyorum sanıyorum, meğer dergide yazanları harfi harfine okuyorum. O gün rezil olmuştum ama çok önemli iki şey öğrenmiştim;

 “birincisi başkasına yaptırdığın işleri tekrar tekrar kontrol etmelisin çünkü kimse senin işini senin kadar ciddiye almıyor. İkincisi bir kümeste horoz başına 10 tavuk düşüyor. 

08.12.2012

İp Cambazı

  sirk

Ankaraya bir sirk geldi geçen günlerde.. Oğlumu götürdüm. O pazar gününün benim için en güzel yanı, yıllar yıllar önce çok değerli hocamla aramızda geçen bir diyaloğu hatırlatması oldu. Sene 2005.. Okuldan ayrılmayı planlıyorum. Sivil bir tıp fakültesinde devam etme niyetindeyim.kirlenmek2 Fikirlerine değer verdiğim bir hocamın yanına gidip durumu anlattım. Söylediklerini dün gibi hatırlıyorum. “Hekimlik ister içerde ister dışarda ip üstünde cambazlık yapmaya benzer. İçerde ipi spor salonunun içine gererler. Altında da ağ olur. Ne kadar tırmanırsan tırman üzerinde tavan vardır ama ayağın kaydığında da altında ağ… Dışarıda hekimlik yapmak istersen, o ipi açık havada gererler. Yükselirsen alabildiğine gökyüzü ama ayağın kayarsa çamura yapışırsın… Bana sorma boşuna… Ben uzmanlık sınavı için İstanbul plastik cerrahi ile ankara kadın doğumun sınavı aynı gün açıldı. Yolda ya başıma bir şey gelirse diye çok istediğim plastik yerine arada yol problemi olmayan kadın doğumu tercih ettim. bu senin tercihin.” o gün nedenini bilmediğim bir karar verdim ve kaldım. O günden bu güne bir kaç kere ayağım kaydı. Altımdaki ağa mı takıldım yoksa çamura mı yapıştım henüz karar veremedim. Sadece o gün bu gündür kafamın üzerindeki tavanı daha çok hissettim. Şimdi bakıyorum da o günden iki şey öğrenmeliyim. kirlenmekBirincisi; yeteri kadar cesur olmadığın zamanlar yeteri kadar hızlı yol alamıyorsun. Kendini güvende hissetme gereği seni yavaşlatan en büyük düşman. Ama çamurdan kalkıp ipe tekrar çıktığındaki tavansız hayaller ağdan kalkıp tekrar ipe çıktığındaki umutsuzluktan çok daha hızlı yol aldırıyor olmalı. Geçen yıllar, içeri ve dışarıdaki şartları yaklaştırdı. Artık alta gerili bir ağdan söz etmek mümkün değil ve görünen o ki tavansız gelecekler çok uzakta olmayacak. Değişmeyen tek şey altında gerili olan ipte yürüme marifeti. İkinci öğrenmem gereken ise; hocam bile bu konuşmadan bir yıl sonra artık tavansız bir hayatı tercih ettiyse “kirlenmek güzeldir”.

30.12.2012

Aile A.Ş.

ev

İyi insanlar her zaman iyi aileler inşa edemeyebilir ancak iyi aileler genelde iyi insanlar inşa ederler. Dünyayı daha yaşanır kılmak istiyorsak değişime başlamak için yüzümüzü ailelere ve onların dinamiklerine çevirmekten başka çaremiz yok. Her bilim kendi içerisinde aileyi ve onun kendine has özelliklerinin kendi disiplinlerine yansımalarını incelemeye başladı. Aile psikolojisi, aile sosyolojisi, aile danışmanlığı, aile hekimliği artık adını sıkça duyduğumuz bilimsel bilim dalları olarak karşımıza çıkıyor. Tüm kültürlerde birleşme bir araya gelme ve saflığın sembolü olarak geçen aile kavramı herkeste ortak ve olumlu düşünceler oluşturan bir sıfat olarak da kullanımına rastlamaktayız. Aile oteli, aile arabası, aile filmi, aile çay bahçesi gibi daha bir çoklarını saymak mümkün. Genel olarak tek başına aileyi sıfat olarak kullanmak istediğimizde yaş gözetmeksizin herkesin ihtiyaçlarına karşılık veren, herkesimin gelişim ve kültürel yapısına hitap eden ortak kabul görmüş bir normdan bahsettiğimizi söylersek yanılmış olmayız. Hal böyleyken aile içi aldığımız kararlar ve yönetim tarzımız ne kadar aile sıfatının kapsamı içerisinde kalıyor? Aile içi iletişim modellerimiz ve karar alma mekanizmalarımız, ödül ceza sistemlerimiz ve iş bölümlemelerimiz  herkesin ihtiyaçlarına, gelişim basamaklarına ve kültürel altyapısına uygun olup olmadığına dikkat ediyor muyuz?

Bir makale geçti elime yakın zamanda. Wall street journal da 2013 yılında yayınlanmış. Okumak isteyenler için linki yazımın sonunda mevcut.* Starr ailesi ezber bozan bir yöntemle aile içi yönetimini planlamayı seçiyor. Evin babası David yazılım mühendisi, yaşları 10 ile 15 yaş arası 4 çocuğa eşi Eleanor bakıyor. Aile içi yönetim sorunlarını çözmek için David’in çalışma ortamına odaklanmayı tercih ediyorlar ve aileyi “Agile” metodu ile yönetmeyi deniyorlar. Agile metodu çalışanlar küçük gruplara ayrılıyor ve çok kısa zaman dilimlerinde işler yapılıyor. Yöneticilere büyük duyurular yaptırmak yerine takım kendi kendini yönetiyor. Sürekli geri dönüş alıyorsunuz. Günlük güncelleme seanslarınız ve Haftalık değerlendirmeleriniz var.   Bu teknik bizim ailede tutmaz dediğinizi duyar gibiyim. İş yaşamının stresinin aile ortamına taşınacağı ile kaygılarınızın olması ve aile dinamiklerinin işyerindekilerden farklı olduğu ile ilgili düşüncelerinizin olması oldukça normal. Bu metod çalışanların kurumsal bağlılığını arttırdığı gibi karar alma mekanizmalarındaki söz sahibi olma durumuna bağlı motivasyon ve özgüven artışına neden oluyor. Ailelerimizdeki her bir bireyin daha fazla motive olmaya ihtiyacı var. Kurumsal bağlılığın artmasına az da olsa faydası olacaksa (ki ben oldukça faydalı olacağı kanaatindeyim) sizce de denemeye değmez mi?

Büyük şirketlerin ekip toplantılarında kocaman beyaz silinebilir tahtalar üzerinde herkesin sorumlulukları yazılı olur. Bunu ailemize nasıl uyarlayacağız derseniz gün içerisinde herkesin yapması gereken sorumluluklar küçük büyük ayrımı yapmadan bir liste şeklinde buzdolabına asılır.

  • Yüzünü yıka
  • Kahvaltını hazırla
  • Bulaşıkları makineye koy
  • Akvaryuma yem at
  • Çantanı hazırla

Her birey için belirlenmiş bir liste vardır ve yapılan işin başına bir onay işareti konur. Büyüklerin iş ortamlarında bu onay işaretini atarken aldıkları hazzı düşündüğünüzde çocuklarınızda bir işi daha halletmiş olmanın verdiği gururu hayal etmek hiç de zor olmayacaktır.

Gelelim haftalık aile toplantılarına. Agile metodunun ışığında aile bireylerine şu sihirli üç soruyu sormalıyız.

  1. Bu hafta ailemizde ne yolunda gitti?
  • oyuncakları toplamak
  • dedemleri arayıp hal hatır sormak
  • servis saatinde kapı önünde hazır olmak
  1. Bu hafta ailemizde ne yolunda gitmedi?
    • ödevlerin saat sekize kadar bitirilmesi
    • çorapların kirli sepetine atılması
    • kendi yatağında uyanma
  2. Önümüzdeki hafta için ne yapmalıyız?
    • daha fazla kitap okuyun
    • kirli torbasındaki çorap sayısı kadar (kirli çorap!!) dondurma hakkı

özellikle bu son madde tüm aile bireylerine kendi ödül ve ceza sistemlerini kurma ve bu konuda bir uzlaşma sağlayacağı için oldukça beğenilme olasılığı yüksek. Sonuçta Agile metodunun doğasında ekiplerin kendi kendini yönetmesi var.

Starr ailesi ile vakit geçirme şansı bulan Sunday New York Times yazarı ve televizyon programcısı Bruce Failer mutlu ailelerin sırlarını üç ana başlık altında özetliyor.

Adapte edin. Her ailenin farklı iç dinamikleri vardır. Değişen dünya koşullarında geleneksel aile yapısından günümüze aktarılacaklar arasında aile ritüelleri olması oldukça güzel ancak bunların koşullarının ve zamanlarının modern aile yaşantısına adaptasyonu şarttır. Örneğin aile yemeği her akşam aynı saatte yenmesi şart değil. Ailenin bir arada olması ve günün kısa bir değerlendirilmesi olanağı sağlayan bu ritüelde aile için faydalı ve karar alma süreçlerine etkili kısmı 10 dakika olarak bulunmuş. Geri kalan zaman tuzu uzatır mısın, dirseklerini masaya yaslama gibi rutin konuşmalardan oluşmakta. Öyleyse bu verimli 10 dakikalık sohbet kısmı başka bir öğüne ya da herkes için daha uygun olabilecek yatmadan önceki bir saate kaydırılabilir.

Çocukları yetkilendirin. Ebeveynler olarak emir vermek ve bu emirlerin uygulanmasını istemek olağan bir süreç olarak görülse de işletmelerin çoğu yukarıdan aşağıya inen şelale (waterfall) yönetim tarzının kabul edilemez olduğunu seksenlerin başından itibaren kabul etmeye başladılar. Çocukların daha fazla hata yapmalarına müsade edin ve onların kendi kendilerine yetişmelerine imkan sağlayın. Bruce Failer evlerindeki bir sorunun aşırı tepki vermek olduğunu ve bununla ilgili neler yapılabileceğini ailece tartışılırken ikiz olan sekiz yaşındaki kızlarından birisi “haftada 5 dakika aşırı tepki verme hakkımız olsun” diye bir öneride bulunmuş. Tüm aile bireyleri bu kararı oldukça olumlu bulmuşken diğer kız çocuğu “peki bu 5 dakikayı bir seferde kullanmak zorunda mıyız? Örneğin ben 30 saniye olarak 10 sefer kullanabilir miyim?” diye sormuş. Görüyorsunuz ödül ceza sistemi için ortak mutabakat metni çıkıyor ve alınan kararlarda aileden birilerinin sizi çok şaşırtacak ve belki hiç aklınıza gelmeyecek önerilerle geldiğini göreceksiniz. Çocuklarınızın kendi bütçelerinden hata yapmaları konusunda hoşgörülü olun ve yönlendirme yapmadan hataları farketmelerine imkan sağlayın. Şüphesiz ki şu an 50 TL lik bir bütçeyi uçuruma sürüklemesi, ileride yıllık 50 bin TL lik bir bütçeyi uçuruma sürmesinden ve belki de 500 bin TL lik bir mirası uçuruma sürüklemesinden hem kendisi için hem de makro düzeyde ülke ekonomisi için daha olumlu bir tablodur.

Hikayenizi anlatın  Bu aralar bu kalıpla o kadar sık karşılaşıyorum ki. Benim hayatımın çok önemli karakterlerinden birisi olan ve her yol ayrımına geldiğimde bana yeni ufuklarla ilgili cesaretimi arttıran kritik kavşaklarımın başrol oyuncusu  Mustafa Burak Su (yazılarına mbrks.com’dan ulaşabilirsiniz) içinde bulunduğu dijital pazarlama sektöründe insanların iç dünyalarındaki hazineleri ulaşmakta en önemli olan şeyin hikaye anlatmak olduğunu söyler ve izlediğimiz her reklam projesinde bu hikayeyi görmek ister. Hatta göremediği zaman da sinirlendiğini hissederim. Agile metodu için hikaye anlatmanın önemine gelecek olursak adaptasyon önemli de olsa kökene inmeyi unutmamak lazım. Şirketlerin yapmış olduğu görev belirleme ve değerleri tanımlama işleminin aileye uyarlanmış kısmından bahsediyoruz. Biz bir aile olarak hangi değerlere bağlıyız? 10 maddeyi geçmeyecek bir liste.

  • bir arada olmaya önem veririz
  • çözümsüzlük istemeyiz
  • çevreye saygılı olmak önemlidir
  • ….

Hikaye anlatmanın bir diğer yolu da onlara nereden geldikleri ile ilgili bilgileri sunmak. Bir araştırmada çocuklara çok basit Ne Biliyorsunuz? testi uyguladılar. Büyükanne ve büyükbabalarınızın nerede doğduklarını biliyor musunuz? Anne ve babanızın hangi şehirde liseye gittiklerini biliyor musunuz? Ailenizde zor bir hastalıkla karşılaşan ve o hastalığın üstesinden gelen birileri var mı? Bu testte biliyor musunuz ölçeğinden yüksek puan alan çocukların özsaygısı en yüksek olan ve hayatlarını kontrol etme sezgisi en yüksek olanlar olduğu tespit edilmiş.  Geniş bir öykünün parçası olduğunu hisseden çocuklar kendine güveni daha yüksek olan çocuklar olacaklardır. Hikayelerinizi anlatın. pozitif anlarınızı ve negatif anlarınızın üstesinden nasıl geldiğinizi onlara anlatmak, zorda kaldıkları zamanlarda kullanacakları alet çantasına yeni enstrumanlar eklemek olduğunu göreceksiniz.

Agile yöntemine yönelik Bruce Feiler’ın tespitlerini özetleyecek olursak, adapte edin, çocukları yetkilendirin ve hikayelerinizi anlatın. Büyük planlar yapmaya gerek yok,  ihtiyacımız olan küçük adımlar, küçük başarılar. Mutluluk bizim bulduğumuz değil yarattığımız şeydir. İyi aileler olsun efendim.

* http://www.wsj.com/articles/SB10001424127887323452204578288192043905634