ENGEL Mİ MESAFELER AŞK YOLUNA?

konuşunAdaya geldiğimden beri çalıştığım kurumun ailelerinin katılımı ile 15 günde bir söyleşiler yapmaya çalışıyoruz. Bir sonraki söyleşinin konusunu son söyleşiye katılanlar belirliyor. Kadın ve erkek farklılıklarını anlattığımız söyleşi sonunda bir kadın katılımcımızdan mesafeli ilişkiler ile ilgili konuşmamız önerisi geldi. Ülkemizin durumundan dolayı sürekli görevlendirmeler ile ayrı kalan dağınık aileler mevcuttu. Erkek bireyler ülkenin doğusunda güç yaşam koşulları ile mücadele ederken, ailenin kadınları ise ikiye katlanan sorumluluklar ve yönetmek zorunda kaldıkları aile krizleri altında bunalmaktaydı. Söyleşiyi hazırlarken farkettim ki bu çok yaygın bir problem artık ülkemde. engel mi mesafelerMemuriyetin tartışmalı personel hakları yönetimi sonrası, ayrı illerde iki farklı çatı altından yönetilmeye çalışan ailelerle doluyuz. Farklı illere atanan öğretmenler, mecburi hizmet yükümlüsü doktorlar, kariyer uğruna uluslararası sulara çekilen dağınık akademisyen aileleri, vatani görev mağdurları, uzak şantiyelerde üç dört aya varan görevlendirmelerle çalışan mühendisler, uzun yol kaptanları vs… Sosyokültürel anlamda her kesime ait artık normal kabul ettiğimiz bir durum mesafeli ilişkiler… Genetik olarak da yatkınız aslında bu tip ilişkilere… Mevsimlik işçiler, büyükşehirlere ailesini bırakarak gelenler, alamancılar ve daha nicelerinin olduğu aileler var geçmişimizde. Ne değişti derseniz artık iletişim metotları arttı. Postacı yolu gözlenen ve ayda yılda bir sadece sağlığından haberdar olmaya çalıştığımız zamanlar çok geride kaldı. Artık kopuk yaşanan aile hayatlarımızdan günlük olarak haberdar olmaya gayret ediyoruz.

just married

Hane birliğini sağlayamadığımız evliliklerimiz, “evli” kelimesinin paradoksunda ziyan olurken, bu durumu hafifletmek adına neler yapabiliriz dersiniz. Bunu konuşabilmek için evlilik dediğimizde aklımıza tek kelime ile ne geldiğine göz atmak gerekir. Benim katılımcılarım, sevgi dedi ben koşulsuz kelimesini müsaade isteyerek başına ekledim. Kadın katılımcılarımız “ilgi” dediler, anlayış, saygı, kabul (ben yine başına müsaade isteyerek koşulsuz ibaresini ekledim.), sabır diyenlerimiz oldu. Hatta uzun uzun sabretmek ile katlanmak arasındaki farkı tartıştık. Güven olmazsa olmazlar arasındadır diyenler tamamına yakındı. Evliliğin içinde olmazsa olmaz bu saydıklarımızdan kaçı için arada mesafe olmaması gerekir? En uzun mesafe sırt sırta dönmüş iki sevgili arasındaki mesafedir derler, koca bir dünya vardır aslında arada. Mesafelere rağmen yüzyüze bakar kalabilmenin yollarını arayalım dilerseniz. Geneli soyut olan bu kavramların somut karşılıklarını aramakla başlamalıyız önce. Yazının bundan sonrası tavsiye niteliğindedir. Bazı internet sitelerinin kullandığı liste formatına geçmemek için biraz çaba harcasam da sonu konusunda yine de garantide bulunamıyorum, mazur görün.

berber dizi izleOrtak şeyler yapın. Aynı anda aynı diziyi izleyin mesela. Diziler artık hepimiz için ortak kabul edilebilecek kaliteli zaman araçları. Artık her dizinin internet üzerinden tüm sezonlarına ulaşılabiliyor. Yerli nostaljik diziler, tüm dünyanın aynı zamanda takip etmeye çalıştığı yüksek bütçeli güncel diziler, ya da şu an ulusal kanallarımızda olan diziler. Bu faaliyetin en önemli yanı karşı tarafla mesafelere rağmen ortak faaliyet yapabilmek ve bundan daha da önemlisi sonrasındaki konuşmalarda ortak konuların devamlılığını sağlayabilmek. Çünkü canım kardeşim bir süre sonra bakıyorsun ki tüm konuşmalar rutinin içinde bunalıyor, sadece mevcut uzak yaşantılarımızın ne kadar zor olduğu ve kimin hayatının daha büyük zorluklar içinde olduğunun ıspatına hizmet ediyor.

kadın duş

Daha önceki bir yazımda, banyo olayına ne kadar çok önem verdiğimi biliyorsunuz. Evli çiftler fırsat bulduklarında mutlaka beraber banyoda vakit geçirmeliler. Arada mesafeler olduğunda aynı anda aynı yerde bulunmak hayalgücünüzü canlı tutmaya katkı sağlayacaktır. Çiftlerin birazdan banyo erkek duşyapacaklarını söyleyerek ara verdikleri telefon konuşmaları aradaki özlemi arttırdığı gibi, hayal dünyasındaki beraberliklerinin devam etmesini sağlayacaktır.

Ertesi gün eşinizin neler yapacağı ile ilgili fikir sahibi olun. Ve akşamında bu faaliyetle ilgili çok ufak sorular sorun. Hala gündelik hayatından da haberdar olma arzusunda olduğunuzu hissettirin. Bu konuşmalardaki dozun hesap sorma formuna geçmediğinden emin olun. Hesap soruluyor olmak rahatsız edici de olsa emin ol canım kardeşim önemsenilmiyor olmaya tercih edilebilir.

Eşinize ait olan bir sorumluluğu, kilometrelerce uzaktan onun üzerinden kaldırmak tabi ki çok değerli olacaktır. Ona ait bir faturayı uzaktan ödemek ya da onunla aynı coğrafyadaki bir arkadaşınızdan sizin adınıza onun bir sorumluluğunun hafiflemesine katkıda bulunmasını istemek ilginin somuta dönüşen hali olması açısından bence çok değerli.

onun ayakkabılarıEmpati yapmak çok önemli ama daha da önemlisi bunu karşı tarafa aktarmak. Empatinin en sevdiğim tanımı; “karşınızdakinin haklılığını anlamak.” Sizle aynı düşünmese de haklı bir tarafı olabileceğini aklınızdan çıkarmamak. İngilizler “onun ayakkabıları ile yürümek” diye bir söz kullanıyorlar, ne kadar doğru.. Ben ne haldeyim biliyor musun yerine şu an ne kadar zor şartlarda olduğunu anlıyorum demek karşı tarafı oldukça rahatlatıyor. Anlaşılmanın içimize kattığı huzuru tariflemek çok zor.

kadın hediyeMesafeleri yakın kılmanın bir diğer yöntemi de jestler yapmak. Onun anlayabileceği tarzda ona hitap eden ufak jestler oldukça mutlu ediyor. Burda bir şeyi hatırlatmak istiyorum. Daha önce yazdığım denge isimli makalede erkek kadın arasındaki erotizm-romantizm dengesinin öneminden bahsetmiştim. Bu jestlerde bu dengeye hitap etmenin önemli olduğunu düşünüyorum. Bir erkek için kalp balonlarla donatılmış çikolata kasesi nasıl ki kadın tarafında olduğu kadar etkili olmuyorsa, bir kadın içinde içinde erotik çağrışımlı baskılar olan bir oyuncak o kadar etkisiz hatta rahatsız edici olabiliyor. Yani demem o ki, kendine ne alınmasını istiyorsan karşı tarafa onu alma, azıcık araştır, romantik taraf başka, erotik taraf başka…

tel sexUzak ilişkilerin en sancılı taraflarından biri de mahrem alanların artık olmayışı. Ama yazıştığınız platform tamamen ikinize ait. Bu alanda mümkün olduğunca açık bir dil kullanın, mahrem içeriklerle donatın. İkinize ait ve kimseyi ilgilendirmeyen bir dünya kurun. Yatak odaları insanların kendini en özel ve güvende hissettikleri mekanlar. Bunun sanal bir şubesi ile bu boşluğu by-pass geçmeye çalışın. Evliliğin olmazsa olmazı mahremiyeti görüşme metodlarınızın arasına saklamayı hafife almayın. Konuşmalarınızda, yazışmalarınızda eşinizin gizli ve sadece size hitap eden benliğini okşamayı ihmal etmeyin. Eskilere ait özel anılarınızı hatırlatın ve ilk fırsatta karşılaştığınızda uygulamak üzere literatürünüze yeni heyecanlar ekleyin ve merak duygusunu kaşıyarak bunları birbirinizle paylaşın.

güven

Güven arada mesafe olduğu zamanlar en zor tahsis edilen ve korunan duygumuz. Günlük hayatınızda şüpheye mahal verdirmeyin. Bu duyguyu sarsmamak için yaptıklarınızdan haberdar edin, rahatsız olma ihtimali olan durumlarla karşılaştığınızda bunu başka kanallardan duyma ihtimali olduğunu unutmadan mutlaka paylaşın. Eşinizi denetlemeye çalışmayın, zira bu denetimi yapamayacağınızı bilmek sizi daha büyük bir boşluğa itecek ve karşı tarafı daha yaşanamaz bir hayata sürüklediğinizi farkedemeyeceksiniz. Ona güvendiğinizi söylemeyin ama bunu hissettirin. Söylemlerinizden daha önemlisi eylemleriniz. Hele ki bu ikisinin ters düştüğü durumlarda eylemleriniz daha çok göze batacak, farkedeceksiniz.


Oyunu kurallarına göre oynadığınızda göreceksiniz ki mesafeler engel değil sadece ilişkilerdeki varyasyonlar ve güzel tecrübeler. Geçenlerde gördüğüm bir sözle yazıyı noktalayalım, “ birini gerçekten sevdiğinizde onun yaşı, aradaki mesafeler, boyu, kilosu sadece lanet birer sayıdır.” Sayıları bırakın, sevdiğinize odaklanın… Şimdilik sağlıcakla kalın…

Başka Nasıl Sevmek Var…

gündoğarkenBir dokun, bin ah işit, bugünlerde böyleyim 
İster kal, ister git tarifsiz kederdeyim 
Gösterdin aşkın ucunu, öyle bıraktın gittin 
Bana attın suçunu, davayı ben kaybettim 

Ah olmaz, olmaz, sensiz olmaz, sensiz olmaz 
Yanıyor yanaklarım, gözyaşlarım durulmaz 

Aşk tanımaz gece gündüz birbirine katar gider 
Ne bahar dinler, ne güz güze bahar katar gider 
Ben böyle aşk görmedim, daha neler görmek var 
NE İSTEDİN DE VERMEDİM, BAŞKA NASIL SEVMEK VAR 

Ah olmaz, olmaz, sensiz olmaz, sensiz olmaz 
Yanıyor yanaklarım, gözyaşlarım durulmaz .”Ah Olmaz

Çok sevdiğim bu Grup Gündoğarken şarkısını ne zaman dinlesem o mısraya takılır giderim. “Ne istedin de vermedim, Başka nasıl sevmek var…” Sahi, nasıl sevsinler sizi… Sevginizi nasıl alırsınız.?

“Nasıl sevsinler sizi” dediğimde eminim hepinizin farklı farklı cevapları var. Genelde soyut kavramlar üzerinde yoğunlaşır cevaplar. Gönülden, aşkla, değer vererek, ilgisinin merkezine beni koyarak vs… gururlar, onurlar, havalarda uçuşacak. En sevdiğim cevaplardan biri de “adam gibi”… yani bu kadar somut bir kelimeye bile yüzlerce ve kişiye bağımlı anlamlar yükleyerek soyutlaştırıyoruz… Sen başka şeyler anlıyorsun adam gibi sözünden, ben çok farklı şeyler, İbrahim Sadri ise bambaşka kriterleri katıyor adam gibi sevmek dediğimizde. Bu soyut kelimelere en çok fantezi ya da arabesk müzik tarzında karşılarız. Takdir edersiniz ki birbirini anlayamayan, mutsuz ilişkilerden beslenen tarzlardır. Soyut mutluluğu getirmiyor, somutlaştırılmadığı sürece karşıya aktarılmıyor. Birbirini anlayamayan çiftlere dönüşmek ne yazık ki kaçınılmaz oluyor.

Masallar gibi başlayan aşkınızın nasıl oluyor da bu hale geldiğine anlam veremiyor olabilirsiniz. Bütün bir ömrünüzü sıkılmadan yanında geçirebileceğinize şüpheniz yokken ne oldu da bu kadar yanında olmaya tahammül edemez oldunuz. İçinizdeki bu öfkenin kaynağı ne? Oysa ki herşeyi yapmıştınız. Saçınızı süpürge ettiniz, ömrünüzü adadınız, ne dediyse kabul ettiniz, ailenizi karşınıza aldınız, en özel anlarınızı, temaslarınızı ona sakladınız, tüm maaşınızı yatırarak doğum gününde çok sevdiği o telefonu aldınız. Daha ne yapacaktınız. Tekrardan şarkıya dönecek olursak, Ne istedi de vermediniz, başka nasıl sevmek var…?

HONDA, Hayat onda…honda

Öncelikle yasal uyarımızı yapalım bu yazı da ürün yerleştirme yapılmamaktadır 😉 Çok severdim bu sloganı. Bu marka bir motosiklet sahibi olmamın ve o motosiklet ile çok güzel anlar yaşamış olmamın bu durumla bir bağlantısı var mı bilmiyorum. Geçen ay katıldığım bir eğitimde akronim olarak karşıma çıktı. Sevgi dillerinin kısaltması olarak geçiyordu bu kelime. Motosiklet markamın olmasından dolayı değil artık, bu yeni öğrendiğim kısaltmadan dolayı daha çok seviyorum. Hakikaten artık canı gönülden inanıyorum bu mottoya.

Beş Sevgi Dili Gary Chapman’ın kitabı. Sevgi dillerini beş ana grupta topluyor. Kitaptaki sıralamayı biraz değiştirecek olursak önümüze güzel bir akronim çıkıyor. Hizmet, Onay, Nitelikli beraberlik, Dokunma, Armağan (HONDA).

İlişkilerdeki en büyük uyuşmazlıklar bu sevgi dillerinin hiç uygulanmamasından ya da sevgiden beklentinin farklı dillerde takılı kalmasından kaynaklı oluyor. Bunun en güzel örneğini babasıyla olan anlaşmazlığından bahseden bir danışanımda görmüştüm. Çocukluğundan bahsederken dedi ki “hocam öyle her pazar lunaparka götürmekle baba olunmuyor, insan bi kere olsun saçımı tarar…”baba saç tara Babayla tanışma şansım olmadı ancak onunla bu durumu konuştuğumuzu varsayalım. “Ben de anlamadım hocam bana niye böyle nefretle davranıyor. Cumartesi dahil çalışıyorum. Her pazarımı kızıma ayırdım. Hafta boyunca ne kadar yorulursam yorulayım bir kere olsun ona belli etmedim, her pazar lunaparka götürdüm” Sizce de buna benzer bir savunma ile karşılaşmazmıydık. Kızının kurmuş olduğu bu cümleyi duysaydı eminim “ o kolay hocam, bunca yıllık düşmanlığının nedeni saçını taramamak mı? Söyleseydi tarardık.” Söyledikten sonra ne kıymeti var dediğinizi duyar gibiyim. Kıymeti var canım kardeşim. Kıymeti olmaz mı hiç? Senin sevgi dilin adamcağızın içine doğmuyor? Ya da eşinden tek beklentinin, sen maç izlerken bir elmayı soyup önüne koyması olduğunu o kadıncağız anlayamıyor.

Bu saydığımız beş sevgi dilinin hepsi az ya da çok hepimizde mevcut. Ancak bunların içerisinde bir tanesi var ki bizim için vazgeçilmez. Yani demek istediğim bunların hepsi yapıldığı vakit kendimizi seviliyor hissederiz. Ama bir tanesi var ki yapılmadığında kendimizi sevgisiz hissediyoruz. Hayatımızda boşluk oluşturuyor. Sonrasında o doldurulması çok da zor olmayan boşluk öyle büyüyor ki bir daha onulamayacak hale geliyor ve istenmeyen sonuçlardan birisi olan paralel bir ilişki ile doldurulma çabasına dahi girilebiliyor.sevgi

Erkeklerin temel sevgi dilleri hizmet ve onay olduğunu söylersek pek yanılmış olmayız. Hizmet ille de kendine olmak zorunda değil. Kendileri namına yapılan hizmetlerde kendine yapılmış hizmetler kadar değerli. Eşinin, ailesine yeteri kadar hizmet etmediğinden yakınan bir erkekle tanışmayanınız yoktur. Bu hikayeleri en çok şahit olanlar ise aile mahkemesinin duvarları. Durum ciddi yani canım kardeşim. Eşinin ailesine gösterilmeyen hürmetin yansıması hizmet sevgi dili ön planda olan partnerini artık tanıyamayacağın hale dönüştürebilecek kadar sevgisiz bırakabiliyor. Kendi ailenin yanında, arkadaşlarının önünde, hatta garip gelecek belki ama navigasyondaki seksi sesli ablanın önünde onun bilgi ve tecrübesine göstermeyeceğin onay cümlesi ileride sevgisizlikten kurumuş bir koca oluşturmak için attığın adımlardan sadece bir kaçı. Ve bundan daha da önemlisi onu onayladığının göstergesi olan güleryüzünden onu mahrum bırakmak onu sevgisizliğin derin kuyularında onu merdivensiz bırakmaya yetiyor da artıyor. Erkeklerin inşa ettiği paralel ilişkilerin başlangıcında giderilmemiş hizmet ve onay sevgi dillerinin olduğunu sıklıkla görüyoruz. Bunu destekler nitelikte sevgi dili hizmet ya da onay olan bireylerin kurduğu paralel ilişkilerde bu sevgi açlıklarını gidermeye meslek ve konum olarak müsait olan, aralarında hiyerarşik bir iş ilişkisi bulunan kişileri tercih ettiklerine şahit oluyoruz. İlişkisi içerisinde oluşan bu hizmet ve onay açlığını, iş hayatı içerisinde doyuran kişilere karşı gönül ilişkisi kurma arzusu ne yazık ki artıyor.onay

Kadınların öne çıkan sevgi dillerinin ise nitelikli beraberlik ve dokunma olduğunu söyleyebiliriz.  Beraber film izleme, dışarıda yemek yeme, güzel başlayan bir gecenin sonunda sarılarak uyuma, bahçedeki salıncakta birer kahve eşliğinde sohbet etme, erkeklerin pek de haz etmediği romantizm başlığı altında değerlendirilebilecek her vakit, nitelikli beraberlik kapsamında değerlendirilebilir. O yüzden baş başa yenilmesi planlanan bir yemeğe başka birinin davet edilmesi (Annen de mi geliyor?) erkeğin pek anlayamadığı bir kriz yaratabiliyor. Ya da kendisinden başka herhangi birine, arkadaşa, aileye ayrılmış olan zamanlar bu nitelikli beraberliğe alternatif bir zaman olarak algılanıp, tartışma nedeni olabiliyor.kahveler

Dokunma ile ilgili en önemli nokta sonrasındaki bir beklentiye hizmet etmemesi. İlişkilerimiz de çok da dokunmuyoruz ne yazık ki. Yatakta tüm vücutların çıplak olarak büyük yüz ölçümleri ile ten teması sevgi dili dokunma olan biri için ayakkabısını bağlamak için eğilirken beli açılan kısmından kaçamak bir temasın doldurduğu boşluğu doldurmuyor. Sonunda bir beklentinin olmadığı sadece sıcaklığını hissetmek için televizyon izlerken kanepeye uzanan ayağının paçası ile sıyrılan çorabın arasında kalan milimetrik temaslar diğer tüm dokunuşların ve sevgi dillerinin çoğundan daha kıymetli oluyor.dokunuş

Bu yazıyı okurken herkes başka bir paragrafta haklı olduğumu düşünürken bir başka paragrafta yazdıklarımı abartılı bulacak. Ama anlatmaya çalıştığım tam da bu aslında. Partnerinizin sevgi dili sizden farklı. O yüzden sizi anlamıyor ve sevilmediğini iddia ediyor. Sevgi dili farklı olduğu için milyarlık arabalar armağan edilen kadınlar, o arabaları tamire götürdüklerinde arabadan inmesi için yardım etmek adına elini tutan, bunu her seferinde tekrarlayan servis şeflerine gönlünü kaptırıyor. Sen bulduğun her fırsatta kocanı yanaklarından ya da fazlasından öperek sevgini gösterirken, o sabahları daha o söylemeden az şekerli türk kahvesinin siparişini veren asistanına gönlünü kaptırıyor.

Ben söyledikten sonra ne kıymeti var deme canım kardeşim. Nasıl sevelim istersiniz sizi, Çekinmeden söyleyin. Çünkü biliyoruz ki bunu yapmak çok zor değil, mutlu olmak çok zor değil bu yolda. Bu işin şifresini en başta söylemiştik. Honda Hayat Onda…

Bağışla Kendini

bülent ortaçgil“Biralar soğuk mu dedim
Dedi ki normal
Peki ya havalar?
Valla gayet normal
İşler dedim gidişler dedim?
Hepsi normal
Peki ya sen, ben? Normal
Peki biz, ikimiz? Normal

Halimiz dedim?
Ne dese beğenirsiniz, normal!
Uf biri anlatsın hemen nedir bu normal
Canım sıkıldı yoksa ben miyim anormal”

Çok severim bülent ortaçgilin bu eşsiz şarkısını.

Hayatımızda kendimizi çok çaresiz ve yalnız hissettiğimiz ya da suçlu psikolojisinin ağır bastığı, günahkarlığımızın önünde ezildiğimiz zamanlar kendimizi hep bu “normal” dağılımının dışında hissederiz. Çünkü normal insanların bizim yaşadıklarımızı yaşamadıklarını düşünürüz. İnsanın başına gelebilecek en kötü şeyin bu olduğunu ve bizden başka kimsenin bunun gibi şeyler yaşamadığı fikri diğer tüm avutan cümlelerin üzerini kara bir bulut gibi kaplar.

Bundan sonra vereceğim bütün örnekler toplumca normları belirlenmiş sınırların dışında olan ve kabul görmeyen durumlar olsa da çok da az rastlanmayan ve aslında ömrümüzün bir periyodunda benliğimizde saklı kalan ve sadece bize ait olduğunu düşündüğümüz sırlar. Aslında çok genel geçer ve toplumun ortak sırları bunlar. Bizi rahatsız eden sırları sadece kendimize mal ediyoruz. Yanlış anlaşılmasın, bu asla toplumsal normları esnetme ve normalleştirme çabası değildir. Düşünce ve davranışlar normal ve anormal diye tasnif edilse de toplum içerisindeki normal diye tariflenen davranışların dağılımının normal dağılıma uymadığını düşünüyorum ve gözlemliyorum.

aldatmakEşinizin sizi aldattığını fark ettiğinizi varsayalım. Öncelikle derin bir nefret ve öfke patlaması yaşarsınız. Cinnete bağlı yaşanan adli olaylar genelde bu safhada gerçekleşir. Bu safha atlatılabilirse ortamdan uzaklaşma, kendi kabuğuna çekilme ve depresyon safhası başlar. Bu aşamada kendinize bu durumu kabullendirmeye gayret eder ve genelde başarılı olamazsınız. Son safhada da yeni bir hayat kurma gayreti başlar ve ardından ayrılık gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin olayla ilgili hatalarımızı ve bu duruma sebep olan davranış tarzlarımızı  sorgulamaya ve fark etmeye başlarsınız. Eğer kendinizi bu durumda bağışlayabilirseniz daha güçlü ve sağlıklı bir şekilde hayatınıza devam edebilirsiniz. Eğer bunu anlatabilme olgunluğuna bir gün kavuşursanız aslında çoğu çiftin hayatının bir periyodunda bunlara benzer durumları yaşadığını ve bununla ilgili bastırma politikaları oluşturduğunu göreceksiniz. Etrafınızda gördüğünüz ve çok da mutlu tablo çizen çiftlerin de hayatlarının bir periyodu şu an içinde bulunduğunuz krizleri çözmekle geçti ve şu an karşınızda güler yüzlü bir tavırla aşk dolu bir yuva görünümü çizebiliyorlar. Ve zannetmeyin ki bu durumda rol yapıyorlar. Bu krizi atlatmışlar ve birbirlerini ve belki de daha önemlisi kendilerini bağışlama olgunluğu gösterebilmişler. Çocuğumun öğretmeni falanca hanımda mı eşini aldatmış, evet canım kardeşim o da aldatmış. Akşam beraber çay içtiğiniz o çok mutlu çift arkadaşlarınız da dahil ve düşünmesi bile çok garip gelebilir ancak aileleriniz bile buna benzer krizleri yaşadılar ve çözdüler ki mutlu bir aile ortamında büyüdünüz ya da çözemedikleri krizlerin gölgesinde, şanslıysanız parçalanmış ailelerde, şanssızsanız sürekli gerilim olan mutsuz ailelerde büyüdünüz. Demem o ki yalnız değilsiniz.

Amerikada yayınlanan, Journal of Marital and Family Therapy dergisinde 2012 yılında yürütülmüş bir araştırmanın sonuçlarına göre: Eşini en az bir defa aldatan evli erkeklerin oranı %22, kadınlarınsa %14 olarak tespit edilmiş. Flört dahil olmak üzere ilişkilerde aldatma oranları ise erkeklerde %57, kadınlarda ise %54. Fiziksel veya duygusal aldatmanın oranı ise her iki cinsiyet dahil %41 olarak tespit edilmiş. Yani bu çalışmaya göre çevrenizdeki neredeyse her iki kişiden biri toplumun normlarının aksi bir davranış sergiliyor. Türkiye’de TNS PİAR şirketinin 2908 kişi üzerinde yaptığı cinsellik   araştırmasında erkeklerin yüzde 30’unun, yani üçte bire yakınının, kadınların da yüzde 45’inin, yani yarıya yakınının aldatıldığını düşündüğü sonucuna varıldı. Bu düşünce durup dururken var olmadı, ateş olmayan yerden duman çıkmadı. Tabi birde duman çıkmadan içten içe harlanan ateşleri de kattığımızı düşünürsek yurt dışı ve yurt içi arasında aslında çok da bir fark yok.   Aldatmak ve aldatılmak normal bir durum demiyorum canım kardeşim, sadece bu normal olmayan durumun dağılımı normal dağılıma uymuyor ve bu normal olmayan durumları bir çok normal olan insan yaşıyor.

studentErgen ve ergen irisi olduğunuz üniversite yıllarında yaşadığınız sırlarınızı da biraz gözden geçirelim isterseniz. Bir inanışa göre erkekler cinsel yaklaşımlar konusunda daha avantajlı olduğu iddia edilir. Üniversiteye giren kız erkek oranı ile ilgili istatistiğe bakacak olursak 2014 verilerine göre 16-20 yaş grubunda öğrenim gören 1 milyon 450 bin 208 öğrenciden 760 bin 300’ünü kız, 689 bin 908’ini ise erkek öğrenci oluşturdu. Sonuçta cinsellik çift taraflı bir olgu. Her hafta başka bir kızla toplumun normlarının üzerinde maceralar yaşayan erkek eğer sabit ise ve öğrenim gören kız erkek oranı kız lehine asimetrik ise erkeklerin kızlara göre daha cürretkar bir üniversite hayatı yaşadığı ile ilgili mit çok da gerçekçi görünmüyor. Yani bu çapkın erkeklerimiz her seferinde farklı bir kız ile karşı cinsi tanıma fırsatı buluyorsa erkekleri yakından tanıma ve kendini keşfetme fırsatı bulan kızların oranı sanılanın aksine hiç de az değil. Evet canım kız kardeşim, seni üniversite hayatında kullanmadılar, sen ailenin sana öğrettiği öğretilerin dışında hareket ettiğin için kendine olan öz saygını kaybetmek zorunda değilsin. Çünkü bu çift taraflı bir ilişki ve erkekler kadar sen de bunu yaşamayı hak ettin. Bu sadece senin başına gelmedi, ergen irilerinin hepsi en az senin yaşadıkların kadar karşı cinsi tanımaya gayret etti. Yapmaz diye düşündüğün ablan da senin yaptığın gibi yaz okuluna kaldığı yalanıyla evden ayrıldı ve bir erkeğin kollarında ama romantik, ama erotik bir formatta sabahladı.  Seni baskılar altında tutmaya çalışan ve biraz fazla koruyucu yaklaştığından şikayet ettiğin baban ergen irisi yıllarında yaşadıklarından dolayı seni toplumsal normlar içerisinde tutmak istiyor olabilir. Çünkü o da toplumsal normların, normal dağılıma uymadığının farkında.

Sırların sadece kendine ait olduğunu sanan ve yaşadıklarından dolayı kendini bir türlü bağışlayamayan yüzbinlerce insan kendine kestikleri müebbet cezasını çekmekte ve kendi zindanlarını inşa etmekteler. Sahip oldukları hayata layık olmadığını düşündüklerinden dolayı mutlu olmaktan korkmakta, cinsel işlev bozuklukları adı altında hak ettikleri ve layık oldukları hazlardan kendilerini uzak tutmaktalar. Kimisi de kendilerini ömürleri boyunca geçmeyen bel, baş ağrılarına ya da geçmeyen depresyonların kollarına bırakarak bilinç altlarında inşa ettikleri hapishanelerinde ömür boyu acılar çekmekteler, doktor doktor dolaşsalar da sorunun kökenini fark etmediklerinden başka başka semptomlarla ve tanılarla kendilerine ve ailelerine ızdırap dolu bir hayatı kurgulamaktadırlar.

bağışla kafesBağışla kendini canım kardeşim. Kendine ait sandığın tüm şahsına münhasır sırların üzülerek söylüyorum ki toplumun genel sırları ve etrafında yaşadığın herkes bunları yaşadı. Yani demem o ki sandığın kadar yalnız ve özel değilsin. Neyin normal, neyin doğru olduğu felsefi bir konu, ancak ne yaşadıysan yaşanmalıydı. Artık berat et, kendine kestiğin zindan hapsinden kurtul ve bağışla kendini. Eğer karanlık mağarana girerek seni de rahatsız ettiysem beni de bağışla. Bağışlamaya benden başla…

Piyasayı Bulandır

Sadece benim değil, hayatına dokunma şansı bulduğu herkesin, geri kalan ömrünün önemli karakterlerinden biri olmayı başaran Burak Su ile 2000’li yılların başlarında yaptığımız bir diyaloğu sizinle paylaşıyorum. O zamanlar bir arkadaşım var karşı cinsten. (Kız arkadaşım değil, arkadaşım kız!! o zamanlar böyle bir ayrım vardı.) Hani çoğunuzun lise ya da üniversite yıllarında kanka diye isimlendirdiğiniz ve dostluğu ağır bastığından, “kız/erkek arkadaşım” formatına geçmesi için hamle yapmaya cesaret edemediğiniz ve kısmi flört oyunları ile kanka-sevgili çizgisinde dalgalı seyir gösterip, gençlik anılarınızda kalmaya mahkum ettiğiniz karşı cins arkadaşlarınızdan bahsediyorum. Telefonu aklımdasın manasında saat başı çaldırıp kapattığınız (Kontör bu kadar ucuz değil o zamanlar, 100 Kontör bir haftalık harçlığınıza denk geliyor ve genelde ayın yarısından fazlasını 10 kontör altı bakiye ile çaldırıp kapatarak mors alfabesi benzeri geliştirilen ortak dille geçiriyorsunuz) 99-cevapsiz-arama-600x450gece yatarken iyi geceler, sabah kalktığınızda günaydın sms’ini dört gözle beklediğiniz, beraber vakit geçirmekten çok keyif aldığınız, beslediğiniz masum ötesi duygular için yer yer utandığınız, ve geçen onca yıl sonrasında bu yazıyı okurken isminin zihninizde belirmesiyle hafif bir tebessüm yaratan karşı cins kankalarınızdan bahsediyorum. Bu karşı cins kankamla yer yer tahammül oyunları oynuyoruz. Tabi bunu bir oyun olarak isimlendirmek yıllar sonra o günleri hatırlayıp yazarken çok kolay oluyor. O zamanlar canımız yanıyor, trip atıyoruz, bir kaç güne yayılan kırgınlıklar küslükler yaşıyoruz ve en ufak hareketlere derin manalar yükleyip, bizi niye anlamadığından, ona o kadar güvenmişken canımızın yandığını nasıl farketmemesinden yakınıyoruz. Tam da böyle bir günün akşamı Burak  ile dertleşiyordum. Burak’ın garip ve kitaplık bir hayat hikayesi mevcut ama sadece yazım ile ilgili olan kısmı ayrıntı vermeden anlatayım.

Benim gibi Askeri Lise Mezunu o da. Daha sonra Harp Okulu başlama kampına gitmeden ayrılmış. Bir yıl Üniversite sınavına çalışıp GATA yı kazanmış. Bu seferde askeri lise kontenjanı üzerinden kazandığı için kaydı yapılmamış. Askeri lise mezunu olduktan sonra ayrıldığı için ilgili kontenjandan yararlanmasının hakkı olduğu gerekçesiyle dava açmış. Alt tercihinden yerleştiği Dokuz Eylül İşletme Fakültesi’nde üçüncü sınıftan dördüncü sınıfa geçerken dava sonuçlanıyor. İşletmedeki kaydını dondurup GATA’ya başlıyor. Bizim de yollarımız burdan sonra kesişiyor. Gelelim dertleşme faslımıza. Burak beni dinledikten sonra diğer lisans disiplini ile mevcut sorunu birleştirip dedi ki “madem bu kız bu oyunu senden daha iyi oynuyor ve genelde senin canın yanıyor, o zaman piyasayı bulandır” Pek bir şey anlamamıştım. Yani.. diyebildim sadece. “Oğlum rakip firma senden daha iyi adım atıyor ve mevcut durumu daha iyi okuyor. Seni çözmüş. Senin o ihaleye girip giremeyeceğini anlıyor. Sende piyasayı bulandır. Hamla yapacağı güvenli ortamı ortadan kaldır. O adım atamazken piyasayı bulandıran sen olduğun için bu bulanıklıkta rahatlıkla hamle yapabilirsin.” piyasayı bulandırBundan sonraki günlerde kankama hayatımda çok önemli olduğundan bahsederken, bir gün sonra hiç arayıp sormuyordum Kaldığım bir dersi ona söylemeyip başkasından duymasını sağlarken, ertesi gün bir başka sınav sonucunu ilk onunla paylaşıyordum vs. Sonuçta işe yaradı. İlişkimizin bütün dinamikleri benim kontrolüme geçti. O gençlik anılarımda bol tebessümle hatırlayacağım karşı cins anılarımda yerini aldı. Bense bir sonraki yıl işletme fakültesine başladım. Çok keyif alarak okudum. Öğrendiklerimi hayatımın içerisine adapte etmeye çalıştım. İşte tıp fakültesi diplomamın yanında özgeçmişimde yer alan işletme fakültesi diplomasının hikayesini böylece öğrenmiş oldunuz.

Bu yazıdaki işletme disiplininden köken alan taktikler evlilik hayatınızda her zaman işe yaramayacaktır. Evlilikte lisans seviyesinde öğrendiklerim beni  kurtarmadı. Yüksek lisans’a başlayınca hayatı daha sistematik analiz etmeye başladım. Birden fazla dinamiği olan ve tam bir uyum içerisinde inşa edilme şartı olan evlilik kurumuna daha multidisipliner yaklaşmak lazımmış onu anladım. Yüksek lisans eğitimim boyunca öğrendiklerimi evlilik hayatına nasıl uyarladığımı ilerleyen yazılarımda paylaşacağım. Ama sekiz yıllık evliliğimde hiç piyasayı bulandırmadım dersem piyasaya karşı ayıp etmiş olurum.

Koğuş yat…!

On dört yaşımda başlayan yatılı okul maceram benim de yoğun çabalarımla 2007 yılında 26 yaşımda bitti. Askeri temelli bir eğitim sisteminden geçtiğim için koğuş kalk nidasına oldukça adapteyimdir. kogus-kalkKalkmaları standarda bağlanmış olan bu ergen ve ergen irisi grubun yatmaları ne yazık ki aynı standart şartlara bağlanamıyordu. Kimi erkenden yatıyor, kimi ihtiyari etüde (çalışmak isteyenlerin yat yoklamasından sonra koğuşlar bölgesindeki dershaneleri kullanması) kalıyor, kimi koridorlarda ya da ortak kararla uyumamayı tercih eden bir koğuşta sohbet muhabbet edasında gecenin ilk saatlerini geçiyordu. Her şeyi mümkün olduğunca standart olan bu topluluğun birbirinden çok farklı mutlulukta insanlar çıkartmasında bu yatma düzenindeki farklılıklar olduğunu o zamanlar düşünmüşümdür.

Bugün modern toplumlarda askeri ortamdaki “koğuş kalk” nidasının yerini dijital cep telefonu melodileri aldı. Sabah kalkarken genelde zorlandığımız için daha sert ve uyandırması muhtemel melodiler tercih ediyoruz. Çalışan neslin güne başlaması genelde birbirine benzerlik gösteriyor ancak yatma formlarımız arasında birbirinden çok farklı tarzlar mevcut. Bu farklılıkların günümüzün kalitesine, ilişkilerimize, belki de mutluluğumuza olan etkilerinin olma ihtimaline biraz olsun dikkat çekmek istiyorum.

Çocuklarımız için yatma saatleri belirlemeliyiz. Bunun tabi ki çocuğun gelişimi üzerinde oldukça önemli etkileri mevcut. (Büyümeye yardımcı olan hormon (Growth Hormon) yoğun olarak uykuda iken salgılanıyor diye bir tıbbi bilgiyi dip not olarak geçeyim). Çocukların erken yatmasının  en az bunun kadar önemli bir başka yararı ise anne ve babalara ebeveyn olarak üstlendikleri rollerden çıkarak, flört ortamının yeniden tesis edilmesi için gerekli zamanı sağlıyor olmasını söyleyebiliriz. Büyüdükleri ortamda flörtü çağrıştıran hareketlerin (ele tutuşma, saçını okşama, kucağına yatarak televizyon izleme, meyve tabağından eşini besleme gibi) çocukların yanında yapılmasının uygun olmadığını düşünen ebeveynlerin sayısı hiç de az değildir. Tercihimiz, bu tür davranışların çocukların önünde de yapılmasıdır. Bundan daha iyi bir ilk cinsel eğitime giriş dersi düşünülemez. Ancak oluşturdukları ebeveyn zırhını çocuklarının önünde kaldırmalarının zor olduğunu düşünen  aileler, çocukları uygun saatte yatmaları ile ilgili eğitimi veremediklerinde sadece yatak odalarına sıkışmış ve genelde amacı ve devamı aşikar flört oyunlarına mahkum kalıyorlar. iyi uykularİlişkileri ebeveyn rolünün ağır zırhı altında ezilip büzülüyor. İlk aşamada ailelerin ulusal kanalların çocuklar için uyarı mesajlarına riayet etmeleri ve “Haydi Çocuklar Uykuya” kampanyasına ailece destek vermeleri ebeveynlikten partnerliğe geçişte ihtiyaçları olan zamanı kazanmalarına yardımcı olabilir.

0-3 yaş çocuğa sahip çiftler hele ki ilk ebeveynlik tecrübesini yaşıyorlarsa birbirilerini çift olarak ihmal etmeleri çok sık karşılaşılan bir durumdur. Hamilelik sonrası hormonlara bağlı normal olarak karşılanılabilen bu durum, zamanla hormonal dengenin normale dönmesine rağmen duygusal anlamdaki geri dönüşte duraksamaya neden olabiliyor. Tiyatroda role girmek diye bir tabir mevcuttur. dogum-sonrasi-cinsel-isteksizlikİşte bu taze çocuklu çiftler çok eğlenceli olan bu ebeveynlik rolüne bir daha çıkmamak üzere girip, çift rolünü oynadıkları yılların çok uzaklarda kaldığı ile ilgili bir inanış geliştirmeleri söz konusu olabiliyor. İlk merak ile düzülen çocuk odalarındaki beşikler süs olmaktan öteye geçemiyor ve üç kişilik mutlu bir dünyanın çekiciliği bazen ömür boyu mutluluğun garantisi olan iki kişiye bir dünya anlayışının önüne geçebiliyor. çocuk uyutma2 Çocuk ile aynı yatakta yatmasalar bile çocuğu uyutma vazifesini üzerine alan ebeveyn ya çocuğu uyutmaya çalışırken onun yanında uyuya kalıyor ya da uyutup yatak odasına döndüğünde eşini uyumuş halde bulabiliyor. Bu tekrarlayan davranış bir süre sonra ailenin genel gece karakterine dönüşebiliyor.

Yoğun iş temposundan dolayı artık eve iş getirmek rutin bir faaliyet oldu. Hele ki son zamanlarda türeyen iş modellerinde bilgisayar ve internetin hayatımıza girmesiyle birlikte iş işte kalmıyor. “Aileme zaman ayırmalıyım” hipotezini desteklemek için eve getirdiğimiz işleri herkesin yatmaya niyetlendiği zamana sarkıtmayı başarı olarak görebiliyoruz. “Ailemin zamanından değil kendi uyku vaktimden fedakarlık ediyorum” düşüncesi vicdanen bizi rahatlatabiliyor.homeoffice Oysa ki tam da bu esnada eş ilişkilerinin önemli düşmanlarından birisinin aynı anda yatağa girememek olduğunu hatırlatmak gerekir. “Sen yat ben biraz daha çalışacağım” dediğimizde eşin yatma saatinden bir ya da iki saat sonra yatağa geçiyoruz. Bu senaryonun en kabul edilebilir kısmı aslında bu davranış. Bir de çalıştığı odadaki kanepede uyuyakalan bir grup var ki bir süre sonra yatakların ayrı olmasını bu çiftler tarafından normal kabul edilebiliyor. Atalarımızdan kulağımıza küpe deyimlerden biri olan bir yastıkta kocayın lafının aksine bu çiftler bir odada bile kocayamayabiliyor. Aynı yatağa geçtiğimizi varsaydığımızda eşimizin iki saatlik uyku farkından dolayı herhangi bir gece macerasından söz etmek oldukça zorlaşıyor. Sabaha ertelenen planlarda ise bu kez erkek ve kadın arasındaki gün içerisinde değişken olan libidonun asimetrik dağılımı devreye giriyor. Sabah fizyolojik olarak uyarılmaya çok müsait olan erkek ile hayatının her döneminde planlı faaliyetlerden mutlu olan, hayatının zaman planlaması ile ilgili kontrolünün kendisinde olmasına özen gösteren kadın arasında üstü kapalı bir fikir ayrılığı oluşuyor. cinsel isteksizlikKadın sabah için bir macerayı planlamış olsaydı belki yarım saat erken kalkacaktı, şimdi daha duş alacak, saçını kurutacak vs… Bu plansızlıktan rahatsızlığını beden dili ile anlatıyor. Erkek ise plansızlıktan reddedildiğinin farkında olmadan durumu kişiselleştiriyor ve güne berbat bir başlangıç yapması söz konusu olabiliyor.

Güne güzel başlamanın bir numaralı kuralı önceki günü güzel bitirmekten geçiyor. Yatma düzenimizin planlayabildiğimiz ailelerimizde ister üç yaşında çocuğumuz olsun, ister televizyon çağında çocuğumuz olsun ister de eve iş getiren iki kişilik bir ailemiz olsun aynı anda yatağa girmeyi planlayabildiğimiz sürece o günü güzel bitirmiş kabul edebileceğiz.koğuş yat Daha flört tadında çiftlerin egemen olduğu ailelerimizle mutlu olabilmek adına hadi o zaman şimdilik; Koğuş Yat!!!

Banyo

Seksenlerin başında çarşamba ve pazar akşamları banyo akşamıydı. Mavi plastik ya da metal leğenlerin yanında kışın sobanın, yazın tüpün üzerinde ısınan alüminyum güğümler, beyaz ya da yeşil Hacışakir kalıp sabunlar, çok nadir ulaşılabilen mavi Blendax şampuanlar ile yapılan banyolar… blendaxŞimdi düşündükçe fark ediyorum, gencinden yaşlısına herkes için bir tören ritüeli gibi yaşanırmış banyo akşamları. Sonuçta duş kelimesi henüz aile terimleri arasındaki yerini almamıştı. Suyun ısınmasından, atık suyun uzaklaştırılmasına kadar  bir dizi iş akışından oluşan zahmetli aile faaliyetleri arasında sayabilirdik bu akşamları.

Nineler ve dedelerimizin birbirini keselediğini bilirdik ancak çocuk aklımızda erotik çağrışımlar oluşturmazdı. Şimdi o güzel insanların keşfettiği ve uyguladığı bizimse zaman içerisinde alışkınlıklarımızın değişmesine bağlı uzaklaştığımız bir davranışı hatırlatmak istiyorum. Eşinizle birlikte, beraber banyo yapın canım kardeşlerim.

İyi bir aile olmanın şartlarının arasında şüphesiz ki iyi bir cinsel hayat yatmakta.banyo yapın Yaşadığımız toplumun cinselliğe bakışı ve yaşam tarzlarını göz önüne aldığımızda genel olarak loş ortamlarda sevişiyoruz. Yorganlar altında ya da düşük watt gece lambalarının loşluğunda yaşadığımız gece maceralarımız var. Bu maceralarımızı yaşarken yetersiz aydınlanmadan dolayı  partnerimize ait geçmiş görseller hafızamızda canlanarak cinsel isteğimizi yönetmemize katkıda bulunuyor. Eğer partnerimize ait uygun görüntüler hafızamızda mevcut değilse ne yazık ki basılı ya da izlenebilir mecradan aklımızda kalan profesyonellere ait materyallere ait görüntüler bu amacımıza hizmet edebiliyor. Dokunduğumuz kişi ile hayalimizde canlandırdığımız kişinin farklı olması öncelikle cinsel hayatımıza, sonrasında çift ilişkilerimize olumsuz şekilde yansıyabiliyor. Sonuçta banyo yaptığımız ortamlar seviştiğimiz ortamlara göre daha aydınlık yerler. Eşinizle beraber banyo yaptığınızda hem partnerinize ait güncel ve aydınlık görüntüler daha sonra loş ortamlardaki maceralarınızda kullanılmak için hafızanızda yer tutuyor hem de cinsellik haricindeki temaslar ruhlarınızın temizlenmesine ve partnerinizle aranızdaki duygusal bağın güçlenmesine büyük katkı sağlayabilir. Temizlenen ruhların birbirini kırma ihtimali azalıyor ve birbirine karşı olan söylemler ve eylemleri yumuşayabiliyor.

yaşlıBelki de ninelerimizin ve dedelerimizin bizim kuşağa göre daha az tartışmaları  ve birbirine karşı daha ılımlı davranmalarının altındaki sır, birbirilerini keselemeleri ve temasların ışığında temizlenen ruhları olabilir. Olmasa bile ne kaybedersiniz ki, yine de beraber banyo yapın canım kardeşlerim, ruhunuz olmasa da bedenleriniz temizlenir.

Denge

dengeBirbirinden farklı ailelerde büyüyen iki insan, partner olmanın temellerini atarken geçmişinden getirdikleri özellikleri ile bir denge kurmaya çalışır. Çiftler fiziki, maddi, kültürel, sosyal  durumlarındaki asimetrileri, başka özelliklerindeki avantajları ile dengeleme gayreti içerisinde olurlar. Zengin-fakir ,zayıf-şişman, aralarında yaş farkı olan vs.. Ne işi var bu kızın bu adamın yanında diye düşündüğünüz bir çok partnere denk gelmişsinizdir. Bu iki insan arasında denklik oluşmayan özellikleri başka özelliklerindeki ters asimetri ile dengelenir. Şişmandır ama zengindir, Yaş farkı vardır ama karizmatiktir.asimetrik vücut

Tüm bunlardan daha zor olanı erkek-kadın arasındaki önem ve algı farklılıklarından oluşan asimetrileri dengelemektir. Sayın Cem Keçe’nin eğitimde bahsettiği çok sevdiğim bir benzetmeyi sizinle paylaşayım. “Erkek kurttur, kadın onu köpekleştirmeye çalışır. Erkek için başarı; kurt köpeği olarak kalabilmektir.” Burada bahsi geçen sosyalleşme-bireyselleşme dengesidir. Erkek kendini kurt olarak hissettiği, özgür olduğunu iddia ettiği anlarda mutludur. Kadın ise yaptığı faaliyetlerde çift olarak anıldığında daha çok keyif alır.

Çift terapilerinde bireyselleşme diye bahsettiğimiz partnerimiz olmadan yapmaktan keyif aldığımız faaliyetlerdir. Kendimize vakit ayırdığımızı hissettiğimiz, hobiler, dost sohbetleri, halı saha maçları, altın günleri, kız kıza, erkek erkeğe tüm toplantılarımızı bu grup içerisinde alabiliriz. halı sahaBu faaliyet kimi zaman bir golf turnuvasıdır, kimi zaman da kahvehanede ki eşli batak partisidir. (Buradaki eş, genelde hemcinsimiz olan oyun arkadaşımız tabi ki…) Yani maddiyattan ve kültürel etmenlerden bağımsız herkesin kendine göre bir bireyselliği vardır.

Sosyalleşme dediğimizde ise partnerimizle yapmayı arzuladığımız, başka çiftlerle vakit geçirdiğimiz anları kastediyoruz. Başka bir deyişle Ahmet’ler, Ayşe’ler diye anıldığınız, bowling oynamaya giderken falancalara da haber verelim mi, hafta sonu pikniğe gitsek filancalar da gelir mi cümlelerini kurduğunuz her durum sosyalleşme faaliyetidir. Her çiftin sosyalliği de kendine özgüdür. Bazı çiftler ev dışında  konserlerde, sinemada, tiyatroda vakit geçirmeyi tercih ederken, bazı çiftler ise evlerde bir araya gelinen akşam oturmalarını sosyalleşme faaliyeti olarak tercih edebilir.  çiftler

Erkek için bireyselleşme olmazsa olmazdır. Sosyalleşme olursa iyi olur, olmasa da çok bir şey kaybetmez. Kadınlarda bu durum tam tersidir. Sosyalleşme olmazsa olmaz, bireyselleşme olmasa da olur diye düşünürler. Geçmişinizde partnerinizle yaşadığınız krizlerin kendi aileleriniz ile ilgili olanları dışarıda tuttuğunuzda geri kalan krizlerinizin çoğunun bu sosyalleşme-bireyselleşme dengesinin kurulamamasından kaynaklandığını göreceksiniz. Bireyselleşmeye karşı direnen erkekle buna izin vermeyen kadın arasında ya da sosyalleşmeye zorlayan kadın ile buna direnen erkek arasındaki krizler biraz düşündüğünüzde size de çok tanıdık gelecektir. Mutlu bir ilişkinin olmazsa olmazı bu dengenin tahsis edilmesine bağlıdır. Dengeden bahsedebilmek için herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeye gayret etmelidir. Eğer halı saha maçınızın sorun olmasını istemiyorsanız, filancalara akşam çay içmeye gideceksiniz ya da arkadaşınızın düğününe yanınızda eşinizle beraber gitmek istiyorsanız, eşinizin mesai çıkışı arkadaşları ile buluşması durumunda arıza çıkartmayacaksınız.

romantizmBenzer bir denge de romantizm-erotizm algısında söz konusu. Kadın için romantizm ne kadar önemliyse erkek için de erotizm o kadar önemlidir. Kadın elde etmek istediği romantizmin diyetini devamındaki erotizm ile öderse erkek romantizm konusunda üzerine düşen sorumlulukları yerine getirme de daha sürdürülebilir bir tavır takınacaktır. Aynı şekilde erkek de arzu ettiği erotizmin diyetinin (çok hoşuna gitmese de) erotizm öncesine planladığı romantik anların sayısının artmasına bağlı olduğunu öğrenecek ve bu durumdan rahatsızlık duymayacaktır.

erotizmBülent Ortaçgil’in çok sevdiğim “Sensiz Olmaz” şarkısında alıntı yapacak olursak;

“Aşk bir dengesizlik işi, dengeye dönüşendir sevgi…”